Baş Ağrım Acaba Migren Değil Mi?
Migren, şiddetli başağrıları ile karakterize, önemli bir hastalıktır. Çoğunlukla tek taraflı başağrısı vardır, bazen bulantı ve kusma görülür, aura (ağrı krizinin öncü sinyalleri) döneminde hasta değişik renkler ve kokular hissedebilir. Hasta sıklıkla sessiz ve karanlık bir ortam arar. Genellikle basit ağrı kesicilere cevap vermez. Özel birtakım ilaçların bazısı krizin tedavisinde, bazısı da krizlerin önlenmesinde kullanılır. Migren, hastanın hayat kalitesini, çalışma performansını ciddi ölçüde etkiler. Zamanla, ağrıların tekrar geleceğini bilmek ve beklemek, hem ağrıyı tetikler hale gelir, hem de hastada stresi arttırarak yaşama zevkini azaltır. Migrenli hastalar yıllarca belli periyodlarla, bazısı ise hergün, başağrısı ile yaşarlar. Migren, esasen nörolojinin konusudur. Ancak, baş ağrılarının önemli bir kısmının, altta yatan değişik sebepleri vardır. Görme kusurları, sinüzit, depresyon, uyku bozukluğu gibi. Bazen bu altta yatan sebepler tam ortaya konmadan hasta migren tanısı almış olur veya kendini migrenli kabul eder. Baş ağrısı o kadar şiddetli olur ki, hasta diğer ağrı kaynaklarını farkedemeyebilir. Oysa, baş ağrısına en sık sebep olan faktörlerden birisi de, bdir. Bazen migren ile boyun problemleri birarada bulunur ve boyun problemi gerçekten migreni tetikler. Pek çok boyun problemi başağrısına sebep olur. Kronik boyun tutulmaları, boyun kireçlenmeleri, boyundaki diskopatiler, boyundaki mekanik blokajlar ve özellikle boynun fonksiyonel yetersizlikleri, sıklıkla süregen baş ağrılarına sebep olurlar. Boyun ile ilgili rahatsızlıkların tedavisi, böylece, migren sanılan kronik başağrılarını ortadan kaldırır. Özellikle boyuna uygulanan fizik tedavi ile onlarca yıl devam etmiş olan migren (!) ağrıları, 2 hafta içinde tamamen iyileşir. Tüm hastalıklarda olduğu gibi, kronik baş ağrılarında da, hastadan alınan ayrıntılı hastalık hikayesi ile detaylı ve kapsamlı bir muayene, doğru tanı ve doğru tedavi için esastır.
İncele
Sırt Ağrısı Sebepleri
Sırt ağrıları, kadın ve erkekte, sıklıkla günlük yaşam kalitesini önemli şekilde bozan, sürekli bir yorgunluğa yol açabilen, çalışma performansını bariz şekilde düşüren önemli rahatsızlıklardan biridir. Sırt ağrılarının çok büyük bir kısmı, ciddi ve kalıcı birtakım hastalıklardan çok, basit ve tamamen tedavi edilebilir durumlar sonucunda ortaya çıkarlar. Erkeklere oranla, kadınlarda sırt ağrısına daha fazla rastlanır. Bunun bir çok sebebi vardır. Ev hanımlarının ev içindeki çalışma şekli, en belirleyici faktörlerdendir. Hamilelik dönemleri ve sonrasında emzirme dönemleri, sırt ağrılarının ortaya çıktığı veya arttığı zamanlardır. Problemin bu dönemlerde tedavi edilmemesi, rahatsızlığın kronikleşmesine ve ilerlemesine yol açar. Masa başı çalışma oranı veya tüm beden yerine kolları kullanarak çalışma oranı, erkeklerden farklı olarak kadınlarda daha yüksektir. Kadında sırt ağrısının daha sık görülmesinde bu durum önemli faktörlerden sayılabilir. Ergenlik ve adolesan dönemlerinde, yani genç erişkinlik dönemlerinde, kızlarda sırt ve genel omurgaya ait duruş bozuklukları erkeklerden daha sıktır. Bu dönemde duruş bozuklukları düzeltilmezse, skolyoz ve kifoz gibi kalıcı omurga sorunlarına yol açabilir. Genel olarak sportif faaliyetlerden uzak kalma, özellikle bu dönemde, soruna olumsuz katkı sağlayabilir. Adolesan dönemde yapılacak sportif faaliyetler, en azından düzenli yürüyüş programları, önemli ölçüde düzeltici ve koruyucu bir rol oynar. Sırt ağrısına sebep olan yanlış kullanımlara örnek olarak; eğri oturuş şekli, eğri oturuşun uzun süre devam ettirilmesi, uzun süre ayakta kalma, kollar havada uzun süreler çalışma, hava akımı olan yerde kalma veya klima ve vantilatöre özellikle terli iken maruz kalma sayılabilir. Son yıllarda, sadece gençlerin değil, artık her yaşta bireyin televizyon karşısında yarı oturur – yarı uzanır şekilde uzun süre kalmaları ve bu durumu bir alışkanlık olarak devam ettirmeleri, sırt ağrılarının sık sebepleri arasına girmiştir. Yukarıda sıralanmış olan bu kullanım hataları, daha şiddetli ve daha inatçı sırt ağrısı sebebi olan miyofasiyal ağrıya da yol açabilir. Bu hastalık, gerçekten şiddetli ve dayanılmaz ağrılara sebep olduğu halde, uygun tedavi ile tamamen düzelebilen bir durumdur. Sırt ağrısına sebep olan hastalıklar arasında miyofasiyal ağrı, sıklık olarak birinci sırada gelir. Tedavisinde ise, ‘’Kuru iğne tedavisi’’ en etkili ve en kalıcı yöntemdir. Kadınlarda, özellikle menopoz sonrası dönemde osteoporozun (kemik erimesi) başlaması, sırt ağrılarına da sebep olabilir. Ancak osteoporozun sırt ağrısı yapabilmesi, belli oranda kemik kaybı ortaya çıkmasına bağlıdır. Osteopeni, yani kemik kitlesinde hafif azalma durumu, mutad olarak sırt ağrısına sebep olmaz. Ancak bazı durumlarda osteopeni, başka sırt ağrısı sebepleriyle birlikte bulunur. Bu durumlarda, diğer sebepler fark edilmez veya araştırılmazsa, ağrının sebebi osteopeni olarak yorumlanabilir. Bel ve boyuna ait bazı hastalıklar da sırt ağrısına doğrudan veya dolaylı olarak sebep olurlar. Doğrudan sebep olmaları, boyun ve belin özellikle mekanik problemlerinin (bel ve boyun fıtığı, bel ve boyun zorlanması veya incinmesi, bel ve boyun kireçlenmesi, bel veya boyun kayması, gibi), yine mekanik olarak sırt bölgesini etkilemesi ile ortaya çıkar. Dolaylı sebep olması durumuna, bel ve boyun problemlerinin sırtta yaptığı yansıma ağrıları örnek verilebilir. Yansıma ağrısı, ağrının esas kaynağı farklı bir yer iken, sinir-duyu iletim yolları ortak olduğu için, ağrının farklı bir bölgede de varmış gibi hissedilmesi durumudur. Omurganın iltihabi ve infeksiyöz hastalıkları da sırt ağrılarına sebep olur. Bunlar tüm sırt ağrıları içinde oldukça seyrek durumlar olmakla birlikte, ciddi tedaviler gerektirirler. İlk sırada Brucella (Malta humması) ve Tüberküloz (omurga veremi, Mal de Pott, Pott hastalığı) sayılabilir. Her ikisinde de kemik tutulumu vardır ve ciddi, sürekli bir ağrı görülür. Vertebralar arası diskin iltihabı (diskitis) da şiddetli ağrı sebebidir. Diskitin sebebi tüberküloz olabileceği gibi, bazen vücuttaki farklı bir odaktan yayılan dirençli bir mikroorganizma da olabilir. Bu hastalıkların tedavisinde uygun antibiyotikler ve uzun süreli istirahatler gereklidir. Çok sık görülmemekle birlikte, sırt bölgesine ait disk hernileri (fıtıklar) de sırt ağrılarına sebep olabilir. Genellikle cerrahi tedaviyi gerektirmezler. Bazen başka sebeplerle çekilen MR’larda tesadüfen görülürler. Vücuttaki değişik kanser odaklarından yayılma sonucu meydana gelen omurga metaztazları da sırt ağrısına yol açan nedenler arasındadır. Skolyozlar da; sırt, bel ve boyun ağrısına sebep olabilirler. Skolyoz, ön-arka planda bakıldığında görülen omurga eğriliğidir. Omurga sağa veya sola ‘C’ veya ‘S’ şeklinde bir eğrilik gösterir. Gerçek skolyozda, bu eğriliğe omurga zincirinde ‘burgu’ şeklinde bir dönme de eşlik eder. Bu durum sırtta simetrik olmayan bir kamburluğa yol açar. Hafif durumlar, çıplak gözle fark edilmeyebilir. Uygun şekilde çekilen röntgenlerde tespit edilebilir. Fakat ileri durumlarda, hem hasta hem de hekim durumu kolaylıkla fark edebilir. Ağrıya bağlı geçici skolyozlar da vardır (antaljik skolyoz). Skolyozların başlangıç yaşı, yeri, şekli, şiddeti değişiklik gösterdiği gibi, tedavisi de yine hastaya bağlı değişiklik gösterir. İleri derecedeki eğrilikler, bir veya birden fazla ameliyata ihtiyaç gösterirler. Sırt ağrılarının teşhisinde, hastanın detaylı bir şekilde sorgulanması, ayrıntılı ve kapsamlı bir fizik muayene, gerekli kan ve görüntüleme tetkiklerine başvurulması, hastanın mesleki bilgileri, yaşam şekli, bir bütün halinde değerlendirilmelidir. Sırt ağrılarında tedavi sebebe yönelik olarak yapılır. Basit ve kronik olmayan ağrılar, fizik tedavi uzmanının uygun göreceği ilaçlarla kolaylıkla iyileşir. Daha şiddetli ve kronik ağrılarda, sırt ağrısının sebebine bağlı olarak tedavi planlanır. Sırt ağrılarının sayıca çok büyük kısmı tamamen tedavi edilebilir. Ciddi skolyozlar, cerrahi müdahaleyi gerektirebilir. Enfeksiyöz sebeplere bağlı olanlarda antibiyotikler v e diğer ilaçlara başvurulur. Fizik tedavi gerektirenler ve kuru iğne tedavisinden fayda görecek hastalar çoğunluğu oluştururlar.
İncele
Yürüme Analizi
Yürüme analizi, omurga problemleri, duruş bozuklukları, eklem ve kas fonksiyonları ile nörolojik durum hakkında oldukça detaylı bilgiler sağlayabilen, hem tanıya yardımcı olan hem de tedavinin seyrini izlemeye olanak tanıyan kapsamlı bir muayene ve değerlendirme yöntemidir. Bu yöntem sayesinde hekimler, hastaların hareketlerini, yürüyüş düzenlerini ve eklemlerin çalışma biçimlerini gözlemleyerek, olası sorunları erken dönemde tespit edebilirler. Ayrıca yürüme analizi, sadece mevcut problemleri ortaya çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda tedavi sonrası hastanın iyileşme sürecini takip etmek ve gerekli düzeltmeleri yapmak için de değerli bilgiler sunar. Böylece hasta için daha hedefe yönelik ve etkili bir tedavi planı oluşturulabilir. Yürüme analizinin farklı yöntemleri bulunmakla birlikte, bu alanda tecrübeli hekimlerin en çok tercih ettiği yöntem vizüel yürüme analizidir. Vizüel yürüme analizi, hastaların büyük bir çoğunluğuna uygulanabilmesi, kolay ve hızlı bir şekilde yapılabilmesi, maliyet açısından avantajlı olması ve özel cihaz gerektirmemesi gibi özellikleriyle öne çıkar. Bu yöntem, muayene ortamında rahatlıkla gerçekleştirilebildiği için rutin muayenenin doğal bir parçası haline gelmiştir. Hekimler, vizüel olarak hastanın yürüyüşünü ve duruşunu gözlemleyerek, eksik veya hatalı hareketleri belirleyebilir ve hastanın mevcut kas-eklem durumunu daha iyi değerlendirebilirler. Merkezimizde vizüel yürüme analizi, muayeneye alınan hastaların hemen hemen tamamına uygulanmaktadır; yalnızca bazı lokal problemleri olan hastalar bu uygulamanın dışında bırakılabilir. Bu sayede vizüel yürüme analizi, muayene ve tanının önemli bir tamamlayıcısı olarak kullanılmakta ve hastaların durumunu daha kapsamlı bir şekilde değerlendirmeye olanak sağlamaktadır. Hastaların yürüyüş ve duruş bozukluklarının tespit edilmesi, tedavi planının daha etkin bir şekilde hazırlanmasına yardımcı olurken, ilerleyen süreçte yapılan tekrar analizler sayesinde tedavinin etkinliği ve hastanın ilerleme durumu da objektif olarak izlenebilir. Bu yönleriyle vizüel yürüme analizi, modern klinik uygulamalarda vazgeçilmez bir değerlendirme aracı olarak dikkat çekmektedir. Vizüel yürüme analizi, sadece mevcut sorunları tespit etmekle kalmaz, aynı zamanda hastaların gelecekte yaşayabileceği olası problemleri önceden görmeye de yardımcı olur. Örneğin, duruş bozuklukları veya kas dengesizlikleri erken dönemde fark edildiğinde, uygun egzersizler ve rehabilitasyon programlarıyla ilerlemesi engellenebilir. Bu sayede hem ağrı ve rahatsızlıkların önüne geçilir hem de hastanın günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesi korunmuş olur. Ayrıca, analiz sırasında elde edilen veriler, hekimin hastaya özel kişiselleştirilmiş tedavi planları hazırlamasına ve gerektiğinde multidisipliner yaklaşımları devreye almasına olanak sağlar. Bunun yanı sıra vizüel yürüme analizi, tedavi sürecinin değerlendirilmesinde de büyük önem taşır. Hastaya uygulanan fizik tedavi, egzersiz programları veya ortopedik müdahalelerin etkinliği, düzenli olarak yapılan yürüme analizleriyle gözlemlenebilir. Bu sayede tedavi sırasında gerekli düzeltmeler hızlı bir şekilde yapılabilir ve hastanın daha kısa sürede daha iyi sonuçlar alması sağlanır. Sonuç olarak vizüel yürüme analizi, hem tanı hem tedavi hem de takip süreçlerinde hekimlere önemli avantajlar sunarak modern klinik uygulamalarda kritik bir rol oynar.
İncele
Bel Fıtığı Tedavisinde Sık Sorulan Sorular
Bel Fıtığı Ameliyatsız Tedavi Edilebilir Mi? Evet, zaten bel fıtıklarının sadece %1 ila 2’si ameliyat gerektirir. % 1’i kesin ameliyat gerektirir (mutlak endikasyon). Diğer % 1’i, her türlü tedaviye rağmen geçmeyen ağrılarda düşünülür (rölatif endikasyon). Az bir kısmı sadece ilaç ve istirahat ile düzelir. Geriye kalan çok büyük kısmı ise doğru planlanmış bir Fizik Tedavi’ye ihtiyaç duyar. Bel Fıtığı Ne Zaman Ameliyat Gerektirir? Muayenesinde ilerleyici nörolojik araz tespit edilen hastalar, kesin ameliyat endikasyonu alırlar. Ameliyat kararında esas belirleyici olan muayene bulgularıdır. Bel MR’ımda Fıtık Görüldü, Mutlaka ameliyat Mı Olmam Gerekir? Ameliyat kararı MR’a göre değil, muayene bulgularına göre verilir. Elbette ki MR görüntülerinin tanıdaki payı önemlidir. Ancak hastanın MR’ında bel fıtığı görüldüğü halde, şikayetlerinin kaynağı bambaşka bir problem olabilir. Araştırmalar göstermiştir ki, belinden herhangi bir şikayeti olmayan her 10 kişiden 7’sinin MR’ında bel fıtığı görülebilmektedir; bu fıtıklar şikayet veya ağrıya sebep olmadıkları gibi, herhangi bir tedaviyi de gerektirmeyebilirler. Bel fıtığının yaptığı şikayetler herkeste aynı mıdır? Değildir. Bazen sadece belde, bazen sadece bacakta; bazen hem bel, hem de bacakta ağrı olabilir. Yine bazen sadece ağrı, bazen sadece uyuşukluk, bazen de ikisi birden bulunur. Ağrılar bazı hastalarda ciddi hareket kısıtlılığına sebep olurken, şiddetli durumlarda hasta uzanacak doğru bir pozisyon bile bulamaz. Daha ileri durumlarda, idrar ve gaita tutamama veya yapamama hali ortaya çıkabilir ve acil ameliyat gerektirir. Bel Fıtığı Tedavisinde Fizik Tedavi Ne Kadar Etkilidir? Doğru planlanmış bir fizik tedavi ile başarı oldukça yüksektir (ortalama % 90-93). Tedavi başarısında hastanın yaşı, fıtığın yeri ve şekli, hastanın mesleği, tedavi ve tavsiyelere uyumu, bel ile ilgili başkaca problemlerin olup olmaması ve fizik tedavinin doğru uygulanması da etkilidir. Doğru bir tedavi için doğru tanı gereklidir. Hareket sistemi hastalıklarında doğru tanı; bir hastalık isminden çok, hastanın şikayetlerini çok yönlü olarak ele alan ve şikayetlere sebep olan – varsa – birden çok problemi ortaya koyan, bir tanı grubudur. Bu, uzman hekim açısından gözden kaçırılmaması gereken önemli bir konudur. Bel Fıtığı Tedavisinde Fizik Tedavi Geçici Bir Tedavi Midir? Doğru planlanmış ve doğru uygulanan bir fizik tedavi hem bel ve boyun fıtığında, hem de diğer pek çok hastalıkta kalıcı bir tedavi sağlar. Yani fizik tedavi temel olarak, palyatif (geçici, ağrı kesici) bir tedavi değildir. Bel Fıtığı Tedavisinde Fizik Tedavi Ne Kadar Sürede Düzelme Sağlar? Tedavi süresi 15-20 gündür ve bu süre sonunda genellikle % 80-85 civarında bir düzelme olur; tedaviden 15 gün sonra da % 90-93’lere ulaşır. Her hastaya ait bu iyileşme hızları az-çok değişebilir, tedaviyi planlayan hekim bu konuda hastayı peşinen bilgilendirir. Bel Fıtığı Tedavisinde Fizik Tedavi Başarısız Olur Mu? Bunun yüzdesi oldukça düşüktür, çünkü hekim tedaviden fayda görmeyecek hastayı ilk muayenesinde genellikle tespit eder, diğer tedavi yollarına yönlendirir (yönlendirmelidir). Bel Fıtığında Ameliyat Kararını Hangi Doktor Verir? Bu konuda karar vermesi gereken uzman, tüm hareket sistemi hastalıkları ile ilgilenen ve hareket sistemi hastalıkları uzmanı olan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı'dır.
İncele
Gençlerde Duruş Bozuklukları
Gençlerin fiziki gelişimlerinin başladığı ve büyük ölçüde tamamlandığı 10’lu yaşlarda, duruş (postür) bozuklukları sık görülür. İdyopatik skolyozlar (omurga eğrilikleri) da bu dönemde gelişmeye başlar ve giderek artar. Duruş bozukluklarının en sık sebepleri arasında, ergenlik dönemine yakın ve hemen ergenlik akabinde, boy uzamasının hızlı olduğu dönemlerde, kaslardaki boy uzaması, gelişimi ve güçlenmesinin, kemik gelişimine göre daha geriden gelmesi, önemli bir yer tutar. Düzenli spor yapanlarda kas gelişimi daha sorunsuz gerçekleşir. Diğerlerinde, oturuş ve ayakta duruşta çabuk yorulma meydana gelir ve birey, vücut yükünü bir tarafa ağırlıklı olarak bırakır. Oturuyorsa, yine yükü tam taşıyamadığından, gövde yük altında C veya S şekli alarak ancak rahat eder. Bu duruş veya oturuş şekli, zamanla yerleşmeye başlar ve omurgada skolyoz oluşumuna katkı sağlar. Okul çağı döneminde, sınıf içinde oturma şekli, evde ders çalışma şekli, televizyon izlerken oturma şekli, ağır çantaların taşınma şekli zamanla kalıcı bozukluklara dönüşebilir. Arkadaşlarından daha uzun boylu olanlarda da, kamburluğa eğilim ortaya çıkar; bazen uzun boyluluktan utanma duygusu, bazen yakın konuşabilmek için daha kısa olanlara sürekli eğilme dürtüsü, kambur (kifotik) duruşun yerleşmesine sebep olur. Ergenlik döneminde genç kızlarda, utanma hissiyle kambur ve omuzlar önde duruş da yaygındır. Bu konuda da anneler uyanık olmalıdır. Gerçekten, ağaç yaş iken eğilir! Bu dönemde ana-babaya ve öğretmenlere büyük görevler düşmektedir. Okul çağı çocuk ve gençlerin duruşları, yürüyüşleri, oturuşları izlenmeli, ders çalışmak için masa kullanımı teşvik edilmeli, oturdukları koltuk, sandalye, kanepeye sırtlarını tam ve düzgün yaslamaları hatırlatılmalıdır. Düzenli sportif aktiviteye yönlendirilmelidir. Okul çantaları, mümkünse sırt çantası olarak çift kol birden takılmalı ve çok ağır olmamasına özen gösterilmelidir. Gerektiğinde hekimden profesyonel yardım alınmalıdır.
İncele
Kuru İğne Tedavisi
Kuru iğne tedavisi, yan etkisi olmayan, tedavi edici ve (tecrübeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı tarafından uygulandığında) zararsız bir metoddur. İğne, herhangi bir ilaç içermediğinden, bu ismi alır. Bu nedenle alerjik durumlar, ilaç etkileşimleri ve yan etki görülmez. En sık, Kas Romatizması da denen Miyofasiyal Ağrı Sendromunda uygulanır. Kas romatizması, iskelet kasları olarak bilinen tüm çizgili kaslarda görülebilir. Bazı tendinitlerde, lokal ağrı patolojilerinde, kısalmış kas sendromlarında da bu yöntem kullanılır. Bunun dışında, Boyun ve Bel Fıtığında, Omuz Ağrıları ve Omuz Periartritte (Adeziv Kapsülit – Donuk Omuz), Omuz İmpingement Sendromunda da bazen tek başına, bazen de fizik tedavi ile birlikte, fizik tedaviye destek olarak uygulanır ve çok etkili, kalıcı sonuçlar alınır. Diz ve Bacak ağrılarında da kullanımı sıktır. Kuru iğne tedavisi, hastanın muayenesi yapılıp, tanısı konduktan sonra, belli seanslar halinde planlanır; tedavi boyunca o bölgeye ait faaliyetlerin azaltılması önerilir. Tedavinin süresi, yani seans sayısı, problemin bulunduğu bölgenin genişliğine, problemin ne kadar eski olduğuna, hastanın yaşına, başka rahatsızlıkların eşlik edip etmediğine göre değişiklik gösterir. Bazen tek bir seans yeterlidir. Fakat en sık 3-5 seans olarak planlanır. Nadir durumlarda, çok gecikmiş vak’alarda 8-10 seansa kadar uzayabilir. Genellikle haftada 1 seans olarak uygulanır. Tedavide başarı oldukça yüksektir (% 92-95) ve sonuçlar yüz güldürücüdür. Cevapsız veya dirençli durumlarda (% 5-8), genellikle altta yatan başka bir patoloji söz konusudur. İşte bu sebeple, ilk muayene sırasında bu durum genellikle önceden tespit edilip, tedavi buna göre planlanır. Genellikle 12-15 yaşından itibaren, tedaviye ihtiyacı olan herkese uygulanabilir. Hastada bulunan diğer pek çok hastalık, bu tedavi için bir engel teşkil etmez.
İncele
Fibromiyaljide Tanı Nasıl Konur?
Toplumda ismi daha çok duyulmuş olmasına rağmen, miyofasiyal ağrı sendromuna göre çok daha seyrek görülen bir hastalıktır. Kadınlarda görülme sıklığı, erkeklere oranla yaklaşık 10 kat daha fazladır. Fibromiyalji Sendromu, özellikle 38-58 yaşları arasında daha yoğun olarak ortaya çıkar ve her 5 hastadan dördünde uyku bozukluğu vardır. Vücutta, muayene ile belirlenebilen belli hassas noktalar bulunur. Hastaların yarısında hastalığı doğuran sebep bulunamaz. Diğerlerinde ise fiziksel travmalar, enfeksiyonlar ve duygusal-psikolojik faktörler, hastalığın başlamasından sorumlu tutulmuştur. Fibromiyalji sendromu ile ilgili araştırmalar hala devam etmektedir. Şikayetler arasında en sık, yorgunluk, uyku bozukluğu ve düzensizliği, sabah sertliği, fiziksel efor sonrası yaygın ağrı, bıkkınlık, keyifsizlik, baş ağrıları, barsak problemleri, vücutta yaygın hassasiyet sayılabilir. Fibromiyalji Sendromunda Tanı, esas olarak ayrıntılı bir hasta hikayesi ve kapsamlı bir muayene ile konur. Rutin laboratuvar uygulamalarında hiç bir özellik bulunmaz. Bu açıdan laboratuvarın da, görüntüleme yöntemlerinin de, hastalığın tanısında doğrudan rolleri yoktur. Bazen diğer karışabilecek veya eşlik edecek hastalıklardan ayırabilmek için laboratuvar ve görüntüleme yöntemlerine de başvurulabilir. Tedavisi, ancak çok yönlü bir program ile mümkündür. Bazen birden fazla branşın birlikte tedavi ve kontrolünü gerektirir. Tedavide bugüne kadar ilaçlar, bazı özel hazırlanmış egzersiz programları, fizik tedavi programları, hasta eğitimi, yaşam tarzı ve davranış değerlendirmeleri gibi çok yönlü programlar planlanır ve uygulanagelmiştir. Hastalığın kronikleşme eğilimi vardır. Tedavisi geciktikçe ve hastalık süresi uzadıkça, kronikleşme eğilimi de artar. Fibromiyalji için son 8-10 yıldır uyguladığımız kuru iğne tedavisi, hastalığın ana tedavisi olarak çok etkili ve sonuca ulaştırıcı, böylece, kalıcı bir tedavi metodudur. Kuru iğne tedavisi ile, fibromiyaljinin şikayetlerini ortaya çıkaran temel bozukluk ortadan kaldırılmış olur. Fibromiyalji, neredeyse tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır.
İncele
Bel Okulu Nedir ?
Bel ağrıları çağımızın en yaygın ve en sık görülen problemlerinden biri olmaya devam ediyor. Erişkin bireylerin önemli bir yüzdesi, hayatlarının en az bir döneminde bel ağrısı geçirirler. Bu, bazen orta derecede bir bel ağrısı, bazen de şiddetli bir bel tutulması tarzında olabilir. Bunun altında yatan pek çok sebepten bahsedilebilir. Az bir kısmında zorlayıcı, ani hareketler vardır. Fakat çoğunda olay, kendiliğinden meydana gelmiş gibi görünür. İşte en büyük ve yaygın problem burada karşımıza çıkıyor. Kişinin beli çok basit bir zorlanma ile tutuluverir, çünkü aslında bu, bardağı taşıran son damladır. Böyle hastalar muayene edildiğinde, belin uzun zamandır normal çalışmadığı, vücudun yükünü taşıma görevini gereği gibi yerine getiremediği görülür. Beldeki yetersizliğin durumu, aslında, küçücük bir deprem sırasında yıkılabilecek zayıf ve çürük bir binaya benzer. Bina zayıf kaldığı sürece, her an yıkılma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Peki bel için bu ne demektir ? Uykuda geçirdiğimiz ortalama 8 saatin dışında kalan yaklaşık 16 saatlik sürede, belimiz sürekli olarak çalışmaktadır. Çünkü yerçekimine karşı iş yapmaktadır. Halbuki kollarımız ve bacaklarımız böyle değildir. Çok yürüyüp de bacaklarımız yorulduğunda, oturup dinlenebiliriz, veya kollarımızla yorucu bir iş yaptıktan sonra yine çalışmayı bırakıp dinlenebiliriz; ancak belimizde böyle olmaz. Çünkü uzanmadığımız sürece, ister oturalım, ister ayakta duralım ve isterse yürüyelim; belimiz sürekli yerçekimine karşı çalışmakta, bir iş yapmaktadır. Burada karşımıza iki kavram çıkıyor... Güç ve Dayanıklılık (yani Endurasyon). Güç, kısa süre de olsa, ayağa kalkabilmemizi ifade eder; dayanıklılık ise, bu gücü uzun süre koruyabilmemizi… İşte Bel Okulu programının hedefi bunu sağlamaktır. Bel Okulu ‘öncelikle bir tedavidir’, ‘daha sonra bir korumadır’. Neden tedavidir ? Çünkü belin bozulmuş olan fonksiyonel durumunu düzeltmektedir. Daha sonra da bu düzeltilmiş yapı için koruyucu bir fonksiyon görür. Belin yapısını bu şekilde düzeltecek bir başka yöntem yoktur (ilaç, cihaz, veya ameliyat). O halde bel okulu programı tedavi edici yönü ile, gerçekten çok önemli bir görevi yerine getirmektedir. Peki, en çok hangi hastalıkların tedavisinde ve önlenmesinde bel okuluna başvurulabilir. Bel Okulu Hangi Hastalıkların Tedavisinde Gereklidir ? Şüphesiz birinci sırada Bel Fıtığından bahsetmek gerekir. Bel fıtığının, öncelikle tedavisinde, daha sonra da sağlıklı halin devam ettirilmesinde çok önemlidir. Bunun dışında Bel Kayması, Omurilik Kanal Darlığı, bazı Doğumsal Yapı Anomalileri, Skolyoz, Bel Ameliyatı Geçirmiş Olanlar ve sık sık Bel Tutulması yaşayanlar sayılabilir. Bel okulu programı, omurga ve bele ait bazı bilgilerin verilmesinden sonra, tedavi edici egzersiz programlarının tek tek ve ayrıntılı bir şekilde öğretilmesiyle başlar. Burada gerçekten, kişiye özel program çizilmesi ve yine bunun hastaya birebir öğretilmesi, pekiştirilmesi; hastanın bu programın etkilerini birebir yaşaması çok önemlidir. Tedavi döneminde ağrıların hızla azaldığını, bel fonksiyonlarının hızla düzeldiğini, hasta bizzat hisseder. Kronik bel ağrısı çeken hastalarda genellikle bir ümitsizlik hakimdir, ağrılarının yaşam boyu kendilerine arkadaş olduğunu düşünürler. Bel okulu tedavisinin böyle hastalara verdiği sevinç gerçekten görülmeye değer. Hastalar çoğunlukla şu gerçeği fark ederler: ’’Ağrıların, hastaya arkadaş olması gerekmez’’. Uzun süre kullanılan ağrı kesicilerin yan etkileri de hastalar için hakikaten bıktırıcıdır. Böylece, bel okulu sayesinde hasta ilaç kullanmaktan da kurtulur.
İncele
Bel ve Boyun Restorasyonu
Bel ve boyuna ait pek çok rahatsızlık, belin ve boynun normal fonksiyonlarının bozulduğu durumlarda ortaya çıkar. Yani boynun veya belin normal çalışması bozulduğu için, bu yapılar ya görevini hiç yapamaz hale gelmiştir, ya da çok zorlayıcı bir şekilde çalışmaktadır. Belinde veya boynunda herhangi bir şikayeti olmayan bireylerde bile, ciddi bir zorlanma, ağır kaldırma veya ani hareket sonucu, ağrılı bir durum veya ciddi bir hastalık tablosu ortaya çıkabilir. Fakat önceden fonksiyonel bir problemi olanlarda, durup dururken de pek çok ağrılı durum meydana gelir. Bunların en sık ortaya çıkanı, ‘Bel ve Boyun Fıtıkları’dır. Daha hafif durumlarda bel ve boyun incinmesi, bel ve boyun tutulması sık görülür. Belin ciddi çalışma kusurları, uzun vadede belde skolyoz, kayma veya kireçlenmeye de yol açabilir, kolaylaştırabilir. Bel restorasyonu; bu amaca göre planlanmış, bazı cihazların kullanıldığı, özel planlanmış tedavi edici egzersizlerin uygulandığı bir fizik tedavi programı ile mümkündür. Boyun restorasyonu programı da, bel restorasyonuna benzer bir programdır. Bel ve boyun restorasyon programları, her iki bölgede uzun vadeli-kalıcı bir tedavi sağlar, yeni rahatsızlıkların oluşumunu önler.
İncele
Fizik Tedavi Uzmanı Hangi Hastalıklara Bakar?
Fizik tedavi uzmanı, tüm hareket sistemi hastalıklarının muayenesini yapan, tanısını koyan ve cerrahi olmayan tedavisini yürüten hekimdir. Fizik tedavi branşını ilgilendiren sistem ve hastalık yelpazesi çok geniştir. Hareket sistemini oluşturan eklem (boyun, bel, omuz, dirsek ve bilekler, kalça, diz, ayak bileği ve diğer tüm eklemler), kas (adale) ve kemik problemleri ile diğer yumuşak doku problemleri, sıklık açısından ilk sırayı oluşturur. İkinci sırada, hareket sisteminin enflamatuar hastalıkları olan romatizmal hastalıklar gelir. Yine çok geniş bir yelpazeye sahip olan rehabilitasyon uygulamaları, nörolojik, ortopedik, ürolojik, kardiyak, vs. gibi değişik alanlarda düzeltici, normale döndürücü, kolaylaştırıcı programlar yürütür. Ağrı ve kronik ağrı da, fizik tedavi uzmanının yoğun olarak ilgilendiği ve tedavi ettiği problemlerdir. Başka branşları ilgilendiren değişik ağrı sebeplerinin bir kısmı, hareket sistemi veya romatizmal kaynaklı ağrılarla birlikte bulunabildiğinden, yine fizik tedavi uzmanının ilgi alanına girer. Kırık, çıkık ve acil travmatoloji, ortopedinin konusu olduğundan, fizik tedavi uzmanı bu patolojiler ile doğrudan ilgilenmez; ancak acil ve operatif tedaviden sonra, genellikle rehabilitasyon, bazen de fizik tedavi uygulamalarını gerektirdiği için, tekrar fizik tedavi uzmanının konusu haline gelir. Ameliyat gerektirmeyen nörolojik problemler de, belli aşamalarda fizik tedavi uzmanının ilgi alanına girer. Muayene ve değerlendirme sonucu ameliyat gerektiren nörolojik problemi olan hastaları, nöroşirürji uzmanına yönlendirir.
İncele
